Kalitatif İK Üstünlük Konsepti

Merhaba,

Bu okuduğunuz yazı İnsan Kaynakları Bilimi’nin 50. makalesidir. İlk yazımdan sonra geçen süre içerisinde siz değerli okurlarımdan olumlu bir çok geri bildirim aldım. Söz konusu feedbackler için  teşekkür ederim. Türk ulusu olarak dünya ulusları içerisinde eşit haklara sahip onurlu bir ulusuz. Bunun yanında bir gerçeği de kabul etmemiz gerekir o da; işletme yönetimini batılılar kadar iyi yapamıyoruz. (Bu bir özeleştiridir) İnsan Kaynakları Bilimi bloğunun misyonu bilgi üretmek ve paylaşmaktır. Çünkü iş dünyasında AR-GE dediğimizde akıllara ilk ürün farklılaşması, ürün özelliği farklılaşması gelmektedir. Oysa beşeri sermayeyi geliştirmekte bir AR-GE’dir. Her ilde bir üniversitemiz var fakat maalesef üniversitelerimizden iş dünyasına yönelik know-how yeterince aktarılamamaktadır. Bunun en büyük nedeni üniversitelerimize ayrılan bütçenin düşük oluşudur. Patronlarda düşünsel AR-GE yatırımlarını masraf kalemi olarak görüyor. Bunların sonucunda da Teknoloji devi Apple, 711 milyar dolarlık (1 katrilyon 777 trilyon 500 milyar lira) değeriyle Türkiye’nin devlet bütçesini (2015 yılı) geride bıraktı. Türkiye’nin 2015 bütçesi 473 milyar lira olarak belirlenmiştir. Düşünebiliyor musunuz? Amerikalı bir şirketin değeri bir ülkenin bütçesinden daha fazla… Türk ekonomisi olarak  bizde böyle şirketler yaratabiliyor olmalıyız. Yukarıda belirttiğim gibi İnsan Kaynakları Bilimi Bloğunun var olma nedeni bilgi üretmek ve paylaşmaktır. Burada üretilen bilgilerle Türk İş Dünyasının karını ikiye katlayacak gibi bir iddiam bulunmamaktadır 🙂 Bu noktada amacım “farkındalık” yaratmak, deneyimlerimi paylaşmaktır. Küçük ama hayat kurtarıcı bilgiler vermektir. İşlerimizi farklı ve daha verimli yapabiliriz? Bu sorunun yanıtlarını bulmaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için de Büyük Atatürk’ün söylediği gibi; “gerçek yol gösterici bilimden” yararlanmamız gerekiyor. Bloğun isminde bu yüzden “bilim” yazmaktadır. Makalelerde ise bilim vurgusu bu yüzden yapılmaktadır.  Bloğun formatına uygun olması için bilimsel teorilerden yola çıkarak bir yazı yazmak istedim makalemi üç aydır kurguluyorum. Bir doktrinin, iş dünyasına uygulanıp uygulanamayacağını inceleyeceğiz. Umarım keyif alırsınız.

Bilim, “belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkarak belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci” olarak tanımlanmaktadır. Bilimsel gelişmelere bakıldığında askeri teknolojilerin bilimin ilerlemesinde itici güç olduğu görülmektedir. Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisine göre insanların ilk olarak fizyolojik ihtiyaçları bulunmaktadır. Ardından güvenlik ihtiyacı gelmektedir.

 

emre_inanc_karakas_maslow_ihtiyaclar_hiyerarsisi_insan_kaynaklari_bilimi

Ülkeleri birer organik sistem olarak düşünürsek; onların da önce var olması, ardından da varlığını sürdürmesi hayati derecede önemlidir. Aynı durum kurumlar içerisinde de geçerlidir.  Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI’nin açıkladığı rapora göre 2015 yılında dünyada askeri amaçlı 1 trilyon 471 milyar €’luk harcama yapıldı. Bu 2014 yılına göre %1’lik bir artış göstermektedir.

Ülkelerin/organizasyonların (NATO) bilim insanları rakip ülke/organizasyonlara, uluslarası terörizme ve diğer tehditlere karşı üstünlük sağlamak için yeni teknolojiler geliştiriyor. Bu teknolojiler ise daha sonra özel sektörde kullanılıyor. Bugün kullandığımız birçok teknolojik gelişme, makine ve cihaz (internet, GPS, Aviyonik bilimi, mikrodalga fırın, cep telefonu, bilgisayar vb) soğuk savaş döneminde geliştirilmiştir. Daha sonra ise özel sektör bu teknolojileri ürün/hizmet farklılaşması için kullanmıştır.

Teknoloji dışında da savunma endüstrisinin beşeri bilgileri de iş dünyasına uygulanmıştır. Örneğin çok fazla bahsettiğimiz yetkinlik kavramını pratiğe dönüştüren kurum CIA ve FBI’dır. Askeri teknolojiler, düşünceler, mit ve doktrinler sivil yaşamda da kullanılıyor. Bu durum bir değişiklik olmazsa önümüzdeki on yıllar içinde de böyle devam edecektir. Çünkü ordular yaşamsal kaygılardan özel sektör ise kar amacıyla kurulmuştur. Durum böyle olunca ordular milyarlarca $’lık zarar pahasına AR-GE’ye yatırım yapmaktadır. Özel sektör ise en az yatırımla bu AR-GE’den yararlanarak ürün/hizmet farklılaşması yapmaktadır.

Bugün askeri bir konu üzerinden giderek kalitatif üstünlük prensibini özel sektörde başarılı olup olmayacağını inceleyeceğiz. İlk olarak kelime anlamlarından başlamak isterim. Kalitatif (Qualitative), analitik kimyada maddenin analiz edilmesi için kullanılan iki işlemden bir tanesidir. Analiz, kalitatif ve kantitatif diye ikiye ayrılır. Kalitatif (nitel) analiz; maddenin ne olduğunu anlamaya yönelik yapılan bir analizdir. (*)  Kalitatif bir nitel analizdir. Nitellik ise  Ölçülemeyen, sayılamayan, miktarı tespit edilemeyen sözcüklere ise nitel anlamlı sözcükler denir.Örnek: kötü gün, mutlu adam, neşeli insan, garip davranış vs. (**)  Kalitatif konulara bir değer veremiyoruz. Katatif bir araştırma tekniğide bulunmaktadır. Kalitatif araştırma tekniği söz konusu olan kurum, kavram, marka, ürün veya hizmetler hakkında, hedef kitlenin veya tüketicilerin düşünce, tutum, eğilim, duygu ve alışkanlıklarını küçük örneklemler kullanarak ve detaylı veri toplayarak derinlemesine anlamayı amaçlayan araştırma tekniğidir. Kalitatif araştırma sonuçları istatiksel bir değer taşımaz ve bu sonuçlara dayanarak söz konusu araştırma kitlesi için genelleme yapılamaz.

Kantitatif araştırmalardan en önemli farkı doğrudan sorgulama yöntemleri ile nedenlerini anlayamayacağımız düşünce, duygu ve davranış biçimlerini ve tekrarlanan davranış kalıplarını dolaylı yollarla sorgulayarak, sebep ve sonuç ilişkisi ile analiz etmemizi sağlamasıdır. (***)

 Ölçülemeyen bir kavramın nasıl bir prensibi olabilir? İşte bu noktada size şu bilgiyi vermek istiyorum. Nitel olarak ölçülemeyen nesnelerden/düşüncelerde/algılardan mantıklı bir sonuç çıkarmak için kalitatif teknikleri kullanılır.

İşin kavramsal boyutunun karışık olduğunu kabul edelim 🙂

Kalitatif askeri üstünlük (Qualitative Military Edge QME) prensibine gelecek olursak; bu prensibe göre ABD, İsrail’in kalitatif askeri alanını (QME), yani sayısal üstün düşmanları caydırmaya olanak sağlayan teknolojik, taktiksel ve diğer avantajlarını korumayı taahhüt etmektedir. Bu sayede  küçük bir devleti destekleyerek bölgede üstünlük sağlamaktadır. (****)

Özetle, küçük bir nüfusa sahip olan ülkenin rakipleri karşısında üstün durumda olması için teknolojisi rakiplerine göre daha iyi olmak zorunda olduğunu düşünmektedir. Bu noktada şunu da belirtmek isterim. Bu kavram hem bir askeri hem de bir dış politika konseptidir.  Bu konsept işe yararmış mıdır? Evet yaramıştır. 6 gün savaşlarında nüfus, toprak ve her türlü sayısal açıdan küçük olan İsrail ordusu kendisinden 3 kat daha büyük olan Mısır, Suriye ve Ürdün ordularını yenmiştir. Bunu nasıl başarabilmiştir? Hemen yanıtını vermek isterim; küçük olan ordu dünyanın teknolojik ve en iyi silah standardını kullanmıştır. (NATO Standardı) Aynı zamanda stratejik üstünlüğü kazanmak için askeri bir doktrini uygulamıştır. O da İlk Hamle Avantajı (First Move Advantage) bu stratejiye göre düşman ülkenin saldırısını beklemeden ilk saldırıyı yaparsanız düşman unsurlarını yok edip üstün konuma gelebilirsiniz.  İsrail hava kuvvetleri Mısır, Suriye ve Ürdün ordularını beklemediği bir anda hava gücüyle saldırmış, yer ve hava unsurlarını yok etmiştir. Savaş altı gün sürmüş bunu sonucunda ise kesin bir şekilde savaşı kazanmıştır.  Tabi bu noktada küçük olan ülke kullandığı taktik, ekipman ve cihazların diğerlerine göre daha üstün olduğunu belirtmek gerekir. Bloğumun formatı politika olmadığı için 6 gün savaşlarını ve sonuçları üzerinde durmayacağım. Benim burada belirtmek istediğim küçük bir kuvvetle büyük başarılar elde edebileceğinizdir. Bu konsept işe yaramaktadır. Bu konsepti iş dünyasına nasıl uygulayabiliriz? Aslı nokta buradadır.

İnsan ihtiyaçları sınırsız, kaynaklar  ise sınırlıdır. İktisat bilimini bu temel  prensip üzerinden anlamaya çalışırız. Aynı durum kurumlar içinde geçerlidir. Kurumların ihtiyaçları sınırsız, Kaynakları ise sınırdır. Sınırlı olan bu kaynakları etkin yönetebilirseniz; kurumunuza artı değer sağlayabilirsiniz. Bu noktada ise Kalitatif Askeri Üstünlük prensibini kullanılabilir. Kurum olarak üretim faktörlerini değiştirilemez. Hangi sektörde olursa olsun bir kurumun üretim faktörleri; doğa, sermaye ve emektir.

Doğa: Tabiat, toprak veya doğal kaynaklar adı verilen doğa, yeryüzünün altında ve üstünde bulunan tüm kaynakları kapsamaktadır. Örneğin, toprak, su, maden ve mineraller, petrol ve orman önemli sayılabilen doğal üretim faktörlerini oluştururlar.

Sermaye: Doğada serbest biçimde bulunmayan fakat insan tarafından üretilmiş üretim araçlarıdır.

Emek: İnsanların veya iş görenlerin bir işte ortaya koydukları bedensel ve düşünsel (zihinsel) Çabalara emek veya işgücü adı verilir. Üretim faktörleri arasında en önemli olanı emek faktörüdür. Zira insan faktörü olmadan, diğer üretim faktörlerinin kendi başına üretimde bu­lunmaları düşünülemez. Diğer üretim faktörlerini toplayan, bunları üretim sürecine sokan ve yönlendiren insanın kendisidir.

Bu sermayelere yatırım yapmak zaruridir. Sektörde rakiplerinize üstünlük sağlamak için bir faktöre daha fazla yatırım yapmalı ve o alanda üstünlük sağlamalısınız. Kurumunuzun büyük veya küçük olması bir şeyi değiştirmez. nokta ürün farklılaşması, hizmet farklılaşması veya maliyetlerinizi azaltarak ürün fiyatlarını aşağıya çekmek suretiyle rakiplerinize üstünlük sağlayabilirsiniz. Bunları yapabilmeniz için de inşa faktörüne yatırım yapmanız gerekmektedir. İnsan faktörü kısmını biraz açmak daha doğrusu açıklamak istiyorum. İK’da çalışanları mavi ve beyaz yaka olarak ayırıyoruz. En basit anlamıyla Mavi yaka çalışanlar ürün/hizmet üretir. Beyaz yaka çalışanlar ise şirketi yönetir.  İnsan faktörüne yatırım yaparken bir bütün olarak değil departman hatta unvansal olarak yüksek ücretler vererek maliyetlerinizi azaltabilirsiniz. Örneğin; 2000 mavi yaka 500 beyaz yaka çalışanınız bulunuyor.  Herkese 100 € zam/yan haklar/İk uygulamaları ayırırsanız bunun size maliyeti 250,000 €’dir. Fakat beyaz yakalara 150 €  ayırır mavi yakalara ise 50 € ayırırsanız toplamda 175,000 € olacaktır. Beyin takımınız daha mutlu olacağı için daha işlevsel, verimli sistem kuracaktır. Bu sayede maliyetleriniz azalacaktır. Sonucunda ise kar oranınız artacaktır. Bu konsepti beyaz yaka çalışanların unvanlarına göre ayrım içinde düşünebilirsiniz. Stratejik derecede önemi olan unvanlara daha fazla yatırım yapar ve daha etkin verim alabilirsiniz.

Örneğin; turnover hızınızın çok yüksek olduğunu düşünelim. Sektör ortalaması %60. Bu durumda ne kadar uygulama yaparsanız yapın turnover hızınızı %30’un altına indiremezsiniz. Çünkü ait olduğunuz sektör toplum tarafından beğinilmemekte/istenilmemektedir.  Bu noktada İK departmanı içerisinde İşe alımcılarınıza sayısını arttırmak, İşe alımcılara daha fazla yatırım yapmak (ücret, yan haklar, çalışma ortamı vs.) daha kolay çalışan bulmanıza neden olacak bu sayede ürün/hizmet üretiminiz durmayacak ya da yavaşlamayacaktır. Ben bu duruma Kalitatif İnsan Kaynakları Üstünlük Prensibi diyorum. Az pozisyona yüksek yatırımlar yaparak karı maksimize etmek.  Bu noktada aklınıza çalışanların ücretleri gelmesin. Ücrette çalışan motivasyonu için bir noktadır ancak savaşı lejyonerle kazanamazsınız. Öyle olsaydı Fransız şirketlerinin geliri Türkiye bütçesinden fazla olurdu. Yatırımdan kastım ücret, yan haklar, sosyal yaşam alanı, çalışma koşulları vs’dir.

Kalitatif Üstünlük Prensibinin geleneksel olarak ürün/hizmet sunan kurumların gelecekte rakiplerine üstünlük sağlayabileceği yegane konsept olacağını düşünüyorum. Kendinize şu soruyu sorun; Türkiye’nin en büyük taksi şirketini kurmak isterseniz ne yapardınız? Bazıları iyi bir yazılımcı alıyor. Çünkü tek tek otomobil alıp, araçların vergisi, yakıtı, sigortası, araç izleme sistemi ile uğraşacağına bir yazılım yaratıyor, bireysel olarak taksicilerle anlaşma yapıyor, iyi bir reklamla tüketicilerin uygulamayı cep telefonuna yüklemesini sağlıyor böylece Türkiye’nin en büyük taksi şirketi oluyor. Bunu yapabilen var, Bunu dünyada yapan var. Über. Dünyanın en büyük taşımacılık şirketlerinden birisi ama hiç aracı yok!

3b4043ba04ff172f5bf4d09a3316f0dc.jpg

2006 yılında dünyanın en büyük şirketlerini petrol üreticileri ve satıcıları oluştuyordu. Günümüzde ise teknoloji üreten kurumlar dünyanın en büyük  şirketleri oldu. Peki Gelecekte?

Bu tür yeni jenerasyon fikirleri, iş yapış şekli olan rakiplere nasıl üstünlük sağlayabilirsiniz? Bu noktada kalitatif üstünlük konseptini kullanılabilinir. Yeni fikirler, hizmetler, ürünler sunabilen danışman/fütüristlerle veya kurumlarla anlaşır, bu sayede rakiplerinizin ürün/hizmetlerine karşı inovatif ürün/hizmetler çıkarabilirsiniz. Bu hamleleri rakiplerinizden önce yapacağınız içinde ilk hamle avantajı sizde olacaktır. Yani küçük bir gruba yatırım yapıp 2X, 3X, 4X ve daha fazla fayda sağlayabilirsiniz.  2020 ve 2030’larda kurumların var olabilmesi için beyin takımlarının çok iyi olması gerekmektedir. Çünkü artık sadece patronun bireysel zekası ve düşünceleri kurumu devrimsel olarak büyütemeyecektir. Bu sebeple küçük ama etkili hamleler gerçekleştirebilen bir beyin takımı olmalıdır.  Beyin takımının eski çalışanlarla aynı senkronda uyum içerisinde çalışabilmesi içinde çalışanlarınızın belirli bir sistemde çalışıyor olması gerekmektedir. İş, sistem kurma işidir. Kurulacak olan bu sistemin ana ayaklarını işe alım, eğitim ve yetenek yönetimleri oluşturmaktadır.

Sayısal açıdan az sayıda olan fakat stratejik üretim açısından fazla sistem/ürün/hizmet/proje sunan beyaz yakalar kurumları geleceğe taşıyacaktır. Bu sayede yeni jenerasyon kurumlarla rekabete girilebilir.  İK dünyası, Kaliatif Üstünlük Konseptine hazır mısınız?

Emre İnanç Karakaş
İnsan Kaynakları Profesyoneli

 

Kaynaklar

(* https://tr.wikipedia.org/wiki/Kalitatif)

(** http://www.kaanfakili.com/nicel-ve-nitel-anlamli-sozcukler/)

(*** http://www.artibirarastirma.com/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=91&Itemid=100)

(**** https://en.wikipedia.org/wiki/Qualitative_Military_Edge)

 

 

Reklamlar

3 thoughts on “Kalitatif İK Üstünlük Konsepti

  1. Yazı o kadar uzundu ki okumaya başlarken altını yaktığım çay demlenmiş =) şaka bir yana klavyene sağlık. Dolu dolu bir yazi olmuş. Metriklere dayanan analizler ik nın can yoldaşıdır. Bu arada 50. Yazın kutlu olsun. İk bilimine katkın ve yazılarınla destegin için kocaman teşekkürler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s